Minik bir saka kuşu olan Pırıltı, henüz kendi yuvasını kuracak kadar büyümemişti. Türünün diğer üyeleri gibi o da gün boyu bir dalda hareketsiz durmayı sevmezdi. Bahçe çitlerinin üzerinden süzülür, evlerin çatılarına konar, çalıların arasında neşeyle dolaşırdı. Akşam olduğunda ise kendine güvenli bir ağaç kovuğu bulur, tüylerini yastık gibi kullanıp kanatlarını üzerine örterek uykuya dalardı.
Soğuk bir kış gününde şansı yüzüne güldü. Bir evin pencere pervazının altında terk edilmiş eski bir serçe yuvası keşfetti. İçi yumuşacık tüylerle kaplı olan bu sıcak yuva ona çok cazip geldi. Hiç vakit kaybetmeden yerleşti ve annesinden ayrıldığından beri ilk kez bu kadar rahat bir gece geçireceğini düşündü.
Ancak gece yarısına doğru evin içinden yükselen seslerle irkildi. Pencereden dışarı renkli ışıklar taşıyor, kahkahalar duyuluyordu. Korkuyla yuvasından ayrılıp yakındaki bir ağacın dalına kondu. İçeri dikkatlice baktığında tavana kadar uzanan süslü bir çam ağacı gördü. Ağacın altında rengârenk paketler ve oyuncaklar vardı. Çocuklar büyük bir sevinç içinde koşuyor, oyunlar oynuyor ve birbirlerine sarılıyorlardı. Pırıltı bu coşkunun nedenini anlayamadı. Daha birkaç ay önce yumurtadan çıktığı için insanların gelenekleri hakkında hiçbir bilgisi yoktu. O gece uzun süre merak içinde bekledikten sonra güçlükle uyuyabildi.
Sabah olduğunda dışarıdan yükselen serçe sesleriyle uyandı. Gürültüden rahatsız olan Pırıltı yuvasından çıkıp onlara seslendi: “Neden bu kadar bağırıyorsunuz? Gece insanların sesinden uyuyamadım, şimdi de siz başladınız. Neler oluyor?” Serçeler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. İçlerinden biri, “Bugün yeni yılın ilk günü. Herkes bu yüzden mutlu. İnsanlar da biz kuşlar da yeni yılı sevinçle karşılarız.” dedi.
Pırıltı merakla, “Yeni yıl ne demek?” diye sordu. Serçeler gülümseyerek, “Sen daha çok küçüksün galiba. Yeni yıl, takvimin yeniden başladığı gündür. Güneşin bize dönüşünü ve yeni başlangıçları simgeler. Bugün ocak ayının ilk günüdür.” diye cevap verdi. Minik kuş bu kez de, “Ocak nedir? Takvim ne işe yarar?” diye sormaktan kendini alamadı.
Yaşlı serçelerden biri sabırla anlatmaya başladı: “Takvim, bir yılın nasıl ilerlediğini gösterir. Yıl on iki aydan oluşur. İlk ay ocaktır. Sonra şubat, mart, nisan, mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül, ekim ve kasım gelir. En sonunda da aralık ayı vardır. Başlangıç ile son böylece birbirini tamamlar.”

Pırıltı başını iki yana salladı ve gülerek, “Doğrusu söylediklerinizin çoğunu anlayamadım. Aklımda sadece başlangıç ve son kaldı.” dedi. Bunun üzerine yaşlı serçe ona başka bir öneride bulundu: “Sen biraz dolaş. Ormanları, tarlaları ve kırları gez. Etrafındaki değişimleri dikkatle izle. Ayın sona erdiğini duyunca yine buraya gel. Ben de sana yeni ayı ve mevsimlerin nasıl ilerlediğini anlatırım.”
Bu fikir Pırıltı’nın çok hoşuna gitti. Sevinçle kanatlarını çırparak, “Söz veriyorum, geri döneceğim ve her şeyi tek tek öğreneceğim.” dedi. Ardından gökyüzüne yükseldi ve yeni keşiflere doğru neşeyle uçup gitti.





